”..bu çelik aldığı suyu unutmayacak!”-İbrahim Kaypakkaya

”..bu çelik aldığı suyu unutmayacak!”

-İbrahim Kaypakkaya

Bak Bedri dinle beni,Dinle beni ikigözüm kardeşimYücel diyor ki Bedri(kapı çaldı bi dakka……………….)Hayır Zeki değilmiş,Akın’mış gelen.Akın diyor ki Bedri,'Haltetmesin gelsin' diyor.'Gelsin de söyleşelim,dadılık bitsin’ diyor.Kabarmış müzik damarı yine bizim Gürler’in.Dalgaların,durakların dumanını attırıyorBağırıyor minör minör, barok dedikçeVe gülüyor majör majör,dokundukça tellerine enformasyonun.Bırak şimdi çalışmayı, Hacettepe’yiKemal’i de yatır artik be kuzum,Yatsın kerata.Sen dünyanın en iyi,Sen dünyanın en doçent,Sen dünyanın en babababasısın be Bedri.Bilmez miyim ben seni!Bak şimdi dinle beni,Agostina kızmaz bana boş lafı bırakHem kızacak ne var bunda be Bedri,Kadın değil, kumar değil be gözümBiraz müzik,Biraz sanat,Biraz da laklakHepsi bu.Geleceksin değil mi?Geliyorsun değil mi?Gelmelisin mutlaka.Bırak şimdi gülmeyi de ‘evet’ de.Hadi Bedri ‘evet’ de.Çok da güzel çay demledim tam senlik,vallahi çiçek gibi.Bir de güzel peynir var ki, harika.Bilmiyorum, ablan bulmuş,Kaçtan almış sormadım.Sormak neyi kurtarir ki be Bedri!Sele gitmiş değirmenin,şakşağı mı aranır ki!Ekonomi filan değil bu bizimkisi,Çürük yangın merdiveni be Bedri.Geliyorsun değil mi?Geleceksin değil mi?Gelmelisin mutlaka.Domates, yeşil biber, maydonoz,diri diri, kütür kütürtam senlik.Ekmek de taze Bedri,Ekmek de be kardesim ekmek de!Biz rakıya vuracağız besbelli.Sen çaya yumulursun.Ne yaparsın be Bedri,Arada bir çekmeden de olmuyor.Olmuyor be kardeşim olmuyor!Şu dinine yandığımın dünyası,baka baka içine gözlerimizin,ediyorlar içine günlerimizin.Hidrojen sallasan gıkı çıkmıyor.Sabır kayası da, sabır kayası…Hadi, hadi atla gel, bekletme bizi.Yücel’i bilmez misin be Bedri,Doktor değil mübarek,gecikmis tanrı.Çay devirir bardak bardak, üstüne rakı!Anlatırken sanırsın ki incesazdan Hüseyni,Ak gömleği geçirmesin sırtına,’Hipokrat Andı’.Bir de bahar bahar gülmez mi sana,Al başını çık dağlara.Yücel’i bilmez misin be Bedri,safi tümör celladı.'Kızdırmasın, gelsin' diyor,'Bin kelleyi bir cidaya dizerimkızarsa beynim’ diyor.Gürler’se çoktan yerleşti enformasyon füzesine,yıldızlar arasında mekik dokuyor.Yüreğimi çikartmış koymuş masaya,beynimi çıkartmış koymuş masaya,insan denen karmaşığın dibini kurcalıyor.hayır hayır,buz koymuyor rakısına filozof doktor,DNA kullanıyor.Bana öyle geliyor ki azizim,DNA da az gelecek böyle giderse,bizimkinin hızına…Gürler’i bilmez misin be Bedri,alıyor da yüreğini insanın,yerine bülbül yerleştiriyor.Bu hekimsel coskunluğa gülüyor Akın,' allah be ' diyor.Akın’ı bilmez misin be Bedri,simyacılık uzmanı,lokman çömezi.Yeni dönmüş dağlardan güneş kokuyor.Bol bol ot toplamış, keyfi yerinde'lokmancilik oynuyoruz aman be abi'deyip deyip emiyor aslan sütünü,anasonla koklasiyor kadehinde.Of be, of be!Amma da sakızlattık sözü be!Paveze de senin olsun,Maronetti de..Hadi artik, bırak artık, bırak şu çalışmayı.Kant da kalsın bu gecelik,Sossür de,Della volpe de..Yahu bırak Kroçe’ yi Bedri beÇaydanlıkta su kalmadı kardeşim,Bitirdi rakıları bu Doktor GürlerAlooo!Sesin gelmiyor Bedri!Kemal sen mi oynadın bu telefonla?Banyoda mı baban yavrum,Dönmedi mi dedin daha,Dönmedi mi Beytepe’den!Kemal yavrum, babanı istiyorum.Baban yavrum baban yok mu?Baban Kemal,Baban yavrum,nerde babacan?bak bedri dinle beniakin diyor ki bedrialooo?yücel diyor kialoooo?gürler diyor ki bedrialoo?sesin gelmiyor bedribedri sesin gelmiyorsustur su gürültüyüsustur su asansörüsu radyoyu, su müziğisu kenti sustur bedri!alooooo!alooooo!Kemal sen çık aradan!Ergun oğlum baban nerede?Ben Hüseyin, AgostinaAgostina, ben Hüseyin!Kuzum neden yoksunuz,Neden kimse konuşmuyor bu telefona.Sıfırbirr dinle beni,Sıfırüç dinle beni,Heey ptt nerdesin?Sıfıriki nerdesin,Bozukluk var nerdesin,Konuşmuyor nerdesin?Sıfırsekiz, sıfırdokuzAhmet, Mehmet, Roma, Berlin, Moskova,Ses vermiyor AnkaraSes vermiyor nerdesin!Sen bakıver Gürler şuna,Sen bakıver Yücel şuna,Akın, şuna sen bakıver kardeşim,Ses vermiyor bütün dünya,Ses vermiyor nerdesin!Yoruldum be çocuklar!Bunaldım bağırmaktanKocaldım be çocuklar!Unuttum neresiydi,Bilmiyorum nerdedir,Nasıldır bilmiyorum.Bir yerler vardır elbet,bildirin bir yerlere çocuklar.'Geceler bozuk' deyin,'Gündüzler bozuk' deyin,Yaşamak be çocuklar'yaşamak bozuk' deyin.Bildirin bir yerlere çocuklar,Aylara, yıldızlara, mars’lara, merih’lerebir bilen yok mu sorun,bir gören yok mu sorun,sorun Bedri kardeşi!Ne de güzel çay yapmıştım,Ne de güzel peynir vardı,Ekmek de taptazeydi………(11.07.1979-Ankara)O akşam beş kisiydik orada/Biri Gürler İliçin’di biri O/Biri YücelKanpolat’tı, biri O/Biri Akın Çubukçu’ydu, biri O/Biri bendim, biri O.O akşam dört kişiydik orada/beşinci yoktu/Bedrettin yatıyorduKarşıyaka’da’da/Kurşun yemiş,karnı toktu.Hasan Hüseyin Korkmazgil

Bak Bedri dinle beni,
Dinle beni ikigözüm kardeşim
Yücel diyor ki Bedri
(kapı çaldı bi dakka
……………….)
Hayır Zeki değilmiş,
Akın’mış gelen.
Akın diyor ki Bedri,
'Haltetmesin gelsin' diyor.
'Gelsin de söyleşelim,
dadılık bitsin’ diyor.
Kabarmış müzik damarı yine bizim Gürler’in.
Dalgaların,durakların dumanını attırıyor
Bağırıyor minör minör, barok dedikçe
Ve gülüyor majör majör,
dokundukça tellerine enformasyonun.

Bırak şimdi çalışmayı, Hacettepe’yi
Kemal’i de yatır artik be kuzum,
Yatsın kerata.
Sen dünyanın en iyi,
Sen dünyanın en doçent,
Sen dünyanın en baba
babasısın be Bedri.
Bilmez miyim ben seni!
Bak şimdi dinle beni,
Agostina kızmaz bana boş lafı bırak
Hem kızacak ne var bunda be Bedri,
Kadın değil, kumar değil be gözüm
Biraz müzik,
Biraz sanat,
Biraz da laklak
Hepsi bu.
Geleceksin değil mi?
Geliyorsun değil mi?
Gelmelisin mutlaka.
Bırak şimdi gülmeyi de ‘evet’ de.
Hadi Bedri ‘evet’ de.
Çok da güzel çay demledim tam senlik,
vallahi çiçek gibi.
Bir de güzel peynir var ki, harika.
Bilmiyorum, ablan bulmuş,
Kaçtan almış sormadım.
Sormak neyi kurtarir ki be Bedri!
Sele gitmiş değirmenin,
şakşağı mı aranır ki!
Ekonomi filan değil bu bizimkisi,
Çürük yangın merdiveni be Bedri.
Geliyorsun değil mi?
Geleceksin değil mi?
Gelmelisin mutlaka.

Domates, yeşil biber, maydonoz,
diri diri, kütür kütür
tam senlik.
Ekmek de taze Bedri,
Ekmek de be kardesim ekmek de!
Biz rakıya vuracağız besbelli.
Sen çaya yumulursun.
Ne yaparsın be Bedri,
Arada bir çekmeden de olmuyor.
Olmuyor be kardeşim olmuyor!
Şu dinine yandığımın dünyası,
baka baka içine gözlerimizin,
ediyorlar içine günlerimizin.
Hidrojen sallasan gıkı çıkmıyor.
Sabır kayası da, sabır kayası…

Hadi, hadi atla gel, bekletme bizi.
Yücel’i bilmez misin be Bedri,
Doktor değil mübarek,
gecikmis tanrı.
Çay devirir bardak bardak, üstüne rakı!
Anlatırken sanırsın ki incesazdan Hüseyni,
Ak gömleği geçirmesin sırtına,’Hipokrat Andı’.
Bir de bahar bahar gülmez mi sana,
Al başını çık dağlara.
Yücel’i bilmez misin be Bedri,
safi tümör celladı.
'Kızdırmasın, gelsin' diyor,
'Bin kelleyi bir cidaya dizerim
kızarsa beynim’ diyor.
Gürler’se çoktan yerleşti enformasyon füzesine,
yıldızlar arasında mekik dokuyor.
Yüreğimi çikartmış koymuş masaya,
beynimi çıkartmış koymuş masaya,
insan denen karmaşığın dibini kurcalıyor.
hayır hayır,
buz koymuyor rakısına filozof doktor,
DNA kullanıyor.
Bana öyle geliyor ki azizim,
DNA da az gelecek böyle giderse,
bizimkinin hızına…
Gürler’i bilmez misin be Bedri,
alıyor da yüreğini insanın,
yerine bülbül yerleştiriyor.
Bu hekimsel coskunluğa gülüyor Akın,
' allah be ' diyor.
Akın’ı bilmez misin be Bedri,
simyacılık uzmanı,
lokman çömezi.
Yeni dönmüş dağlardan güneş kokuyor.
Bol bol ot toplamış, keyfi yerinde
'lokmancilik oynuyoruz aman be abi'
deyip deyip emiyor aslan sütünü,
anasonla koklasiyor kadehinde.
Of be, of be!
Amma da sakızlattık sözü be!
Paveze de senin olsun,
Maronetti de..
Hadi artik, bırak artık, bırak şu çalışmayı.
Kant da kalsın bu gecelik,
Sossür de,
Della volpe de..
Yahu bırak Kroçe’ yi Bedri be
Çaydanlıkta su kalmadı kardeşim,
Bitirdi rakıları bu Doktor Gürler

Alooo!
Sesin gelmiyor Bedri!
Kemal sen mi oynadın bu telefonla?
Banyoda mı baban yavrum,
Dönmedi mi dedin daha,
Dönmedi mi Beytepe’den!
Kemal yavrum, babanı istiyorum.
Baban yavrum baban yok mu?
Baban Kemal,
Baban yavrum,
nerde babacan?

bak bedri dinle beni
akin diyor ki bedri
alooo?
yücel diyor ki
aloooo?
gürler diyor ki bedri
aloo?
sesin gelmiyor bedri
bedri sesin gelmiyor
sustur su gürültüyü
sustur su asansörü
su radyoyu, su müziği
su kenti sustur bedri!
alooooo!
alooooo!
Kemal sen çık aradan!
Ergun oğlum baban nerede?
Ben Hüseyin, Agostina
Agostina, ben Hüseyin!
Kuzum neden yoksunuz,
Neden kimse konuşmuyor bu telefona.

Sıfırbirr dinle beni,
Sıfırüç dinle beni,
Heey ptt nerdesin?
Sıfıriki nerdesin,
Bozukluk var nerdesin,
Konuşmuyor nerdesin?
Sıfırsekiz, sıfırdokuz
Ahmet, Mehmet, Roma, Berlin, Moskova,
Ses vermiyor Ankara
Ses vermiyor nerdesin!
Sen bakıver Gürler şuna,
Sen bakıver Yücel şuna,
Akın, şuna sen bakıver kardeşim,
Ses vermiyor bütün dünya,
Ses vermiyor nerdesin!

Yoruldum be çocuklar!
Bunaldım bağırmaktan
Kocaldım be çocuklar!
Unuttum neresiydi,
Bilmiyorum nerdedir,
Nasıldır bilmiyorum.
Bir yerler vardır elbet,
bildirin bir yerlere çocuklar.
'Geceler bozuk' deyin,
'Gündüzler bozuk' deyin,
Yaşamak be çocuklar
'yaşamak bozuk' deyin.
Bildirin bir yerlere çocuklar,
Aylara, yıldızlara, mars’lara, merih’lere
bir bilen yok mu sorun,
bir gören yok mu sorun,
sorun Bedri kardeşi!

Ne de güzel çay yapmıştım,
Ne de güzel peynir vardı,
Ekmek de taptazeydi………

(11.07.1979-Ankara)

O akşam beş kisiydik orada/Biri Gürler İliçin’di biri O/Biri Yücel
Kanpolat’tı, biri O/Biri Akın Çubukçu’ydu, biri O/Biri bendim, biri O.
O akşam dört kişiydik orada/beşinci yoktu/Bedrettin yatıyordu
Karşıyaka’da’da/Kurşun yemiş,karnı toktu.


Hasan Hüseyin Korkmazgil

Geceleyin karanlıkta
Suya attım ben sesimi
Türkü oldu birdenbire
Denizinden geçen gemi

Geceleyin karanlıkta
Gülümsedim buluta ben
Saçlarına düşen yağmur
Gökkuşağı oldu birden

Geceleyin karanlıkta
Yıldız tuttum gök içinde
Işığını sana vurdu
Bir gül açtı yüreğinde

Ülkü TAMER

"Evet kaç yıl geçmeli bazı insanların yaşayabilmesi için 
özgür olmaları için izin verilmeden önce..”

http://www.youtube.com/watch?v=tSSjM6-fUFE

"Yaşama mecburiyeti diye bir şey var. "

“İki, üç daha fazla Vietnam!”
“Leninizm sadece mucizevi ‘Bilgenin kitabı’ değil, Vietnam devrimcileri ve halkı için bir pusuladır: O aynı zamanda son zaferimize, yani sosyalizm ve komünizme giden yolu aydınlatan parlak güneştir.” - Ho Şi MinhVietnam’ın tarihi, pek çok Asya ve Güney Amerika ülkesi gibi sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen mücadelelerin tarihidir. Onu ayrı bir yere oturtan ise yüzyılı aşkın süre boyunca, özellikle de ‘50’li yıllar ile birlikte eşine az rastlanan bir direniş örmesi, emperyalizmi tüm heybeti ile yere sermesi ve ezilen halklara mücadelenin yolunu göstermesidir. Vietnam, Başkan Mao’nun “Emperyalizm kâğıttan kaplandır” sözünün ispatı ve sağlamasıdır. 20. yüzyılın başında Vietnam Fransa işgali altındaydı. 1930’lu yıllara gelindiğinde özellikle Asya’da kendini gösteren sosyalist mücadeleler Vietnam halkına da yol gösterdi. Vietnam halkının antiemperyalist mücadelesi ile özdeşleşmiş bir isim olan Ho Şi Minh ise, o yıllarda işgalcilerin topraklarında yani Fransa’da sosyalist düşünce ile tanışmış ve Fransız Komünist Partisi’ne katılmıştı. 1939 yılında Çinhindi Komünist Partisi’nin, Komintern’in birleşik cephe politikası doğrultusunda Vietminh adında bir cephe kurmasına önderlik eden Ho Şi Minh, Vietminh’e liderlik etti. Ho Şi Minh Japonya’nın 1945 yılında Vietnam’dan çekilmesinin ardından kurulan Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin de başkanlığını üstlendi. Savaşın gelişimi ve direnişin yükselişi 1950 yılında Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin SSCB ve Çin tarafından tanınmasının ardından emperyalist devletler Güney’de bulunan kukla hükümeti tanıdılar. Kuzey Vietnam’da verilen mücadelenin gücü kısa süre içinde Fransız işgalcileri bozguna uğrattı ve 1954 yılında Kuzey Vietnam’da Vietminh yönetimi Cenevre Sözleşmesi ile kabul edildi. Güney Vietnam’da ise Fransa tarafından yönlendirilen bir kukla hükümet bulunuyordu.Ancak emperyalizmin Vietnam halkını birbirine kırdırma politikası kısa süre içinde geri tepti. 1950’li yılların sonuna doğru Güney Vietnam’da kurulan baskı rejimine karşı önderliğini Kuzey Vietnam Komünist Partisi’nin yürüttüğü bir direniş başladı. Bir süre sonra ise çatışmalar büyük ölçüde Güney Vietnam’a kaydı. 20 Aralık 1960’da kurulan Güney Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi, Vietnam’ın birliği ve bağımsızlığı talebiyle Fransız işgalcilere ağır darbeler vurdu. Fransa, yaşanan şiddetli protestolara ve silahlı direnişe dayanamayarak bir süre sonra Vietnam’daki güçlerini geri çekmeye başladılar. Amerikan emperyalizmi o yıllarda Başkan Truman’ın adıyla anılan Truman Doktrini’ni benimsemişti. Domino teorisine dayanan bu doktrin, komünizme bir ülkede izin verildiği takdirde onun diğer ülkelere de yayılacağını savunuyordu. Bu nedenle komünizme yönelen ülkelere hızla müdahale edilmeliydi. Bu düşünce ile hareket eden ABD, Vietnam’daki işgalde Fransa’nın yanında yer alarak ona her türlü desteği sunuyordu. 1961’de ajanlarıyla bölgeye girmeye başlayan ABD, Fransa’nın çekilmesi ile birlikte 1963’te işgali devraldı. Komünizme karşı kapitalist-emperyalist sistemin bekası için savaşan ABD, savaş makinesinin iplerini çözerek her tür kirli yöntemi hayata geçirdi. Kuzey Vietnam’a yönelik napalm bombaları eşliğinde hava saldırıları düzenleyen Amerikan ordusu, pek çok Vietnamlı’yı diri diri yakarak katletti. Güney’de süren gerilla savaşına karşı da her türlü kirli yöntem kullanıldı. Sivil halka ve yakalanan gerillalara türlü işkenceler yapıldı, köyler yakılıp yok edildi. Ancak tüm bu yöntemler Vietnam halkının direnişini kırmaya yetmedi. Vietnam’da aradığı zaferi elde edemeyen ABD, ikinci yenilgiyi de kendi topraklarında aldı. Vietnam savaşı üzerinden yükselen savaş karşıtı muhalefet Amerika Birleşik Devletleri’nin dört bir yanına yayılarak toplumsal bir harekete dönüştü. Savaşa ülke içinde destek en alt seviyedeydi. Vietnam bataklığından çıkmaya çalışan ABD, 1969’da askerlerini geri çekmeye başladı. Bunu yaparken de Kuzey Vietnam’a yönelik bombardımanı hızlandırarak Kuzey’i barışa zorlamaya çalışıyordu. Ancak tüm bu çırpınışlar da fayda etmedi ve 1973’te Paris’te imzalanan anlaşma ile ABD bölgeyi terk etti. Paris’te imzalanan anlaşmada, Vietnam’ın Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye ayrıldığı Cenevre Sözleşmesi esas alındı. Ancak bağımsız ve birleşik Vietnam’ı savunan Vietnam Komünist Partisi’nin, kukla Güney hükümetine karşı mücadelesi kesilmedi. 1975 yılında Güney Vietnam’ın başkenti Saygon’a giren Vietminh, Güney Vietnam’a son vererek Vietnam’ı yeniden birleştirdi. Emperyalizmin bölme planı da böylece boşa düşürülmüş oldu. ABD emperyalizmi ise aldığı yenilgiyi uzun süre hazmedemedi. “Vietnam sendromu”, Vietnam’da savaşmış askerlerin ötesinde tüm Amerikan toplumunu kaplayarak büyük bir sosyal tahribat ve “özgürlükler ülkesi”ne karşı güvensizlik yarattı. Emperyalist bloğun prestiji halkların direnişi karşısında tuzla buz oldu. Vietnam Devrimi’nin komutanı Ho Amca!Emperyalizme karşı direnişin lideri Ho Şi Minh ise, ABD güçlerinin bozgununu ve Vietnam’ın yeniden birleşik ve bağımsız oluşunu göremeden sonsuzluğa uğurlandı. Ho Amca, 3 Eylül 1969 yılında geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi. Saygon’un ele geçirilmesinin ardından bu kente direnişin komutanı Ho Şi Minh’in ismi verildi. Asıl adı Nguyen Tat Thanh olan Ho Şi Minh, gemilerde çalışarak Fransa’ya yerleşmiş ve burada komünist saflara katılarak Vietnam halkının kaderini çizmesinde önemli bir rol oynamıştı. Marksist-leninist düşüncenin Vietnam’da ilk nüvelerini vermesini ve birçok eserin bu dile kazanılmasını da sağlayan Ho Şi Minh, Vietminh liderliğini üstlenmeden önce de Komintern adına pek çok yerde faaliyet yürütmüştü. Çin’de komünist silahlı güçlere danışmanlık yapan, Hong Kong’da Komintern temsilcisi sıfatı ile faaliyetler yürüten Ho Şi Minh, pek çok kez tutuklanmış ve sürgün edilmişti. Ömrünü devrime ve sosyalizme adayan Ho Şi Minh, enternasyonal alanda yürüttüğü faaliyetlerin ardından ülkesine dönerek Vietnam kurtuluş hareketini Komintern’in sunduğu perspektif ışığında yeniden örgütlemişti. Direnişin komutanı, düşmanları tarafından bile askeri ve siyasi bir deha olarak biliniyordu. Ho Şi Minh, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin başkanlığını yürüttüğü yıllarda başkanlık sarayında kalmak yerine küçük bir kulübede kalmayı seçecek kadar sade bir yaşam süren ve alçakgönüllülüğü ile tanınan bir liderdi. Lenin’e olan hayranlığını ve Marksizm-Leninizm’e olan bağlılığını her fırsatta dile getiren Ho Şi Minh, özellikle doğu halklarının mücadelelerine ve ulusal soruna dair pek çok esere imza atmıştı. Yayınladığı makaleler arasında cumhuriyetin kuruluşunun ardından Türkiye’de yaşanan işçi hareketlerine dair de değerlendirmelere rastlamak mümkündü. Ho Amca 1924 yılında yazdığı bir makalesinde Türkiye işçi sınıfına,“Ulusal bağımsızlık mücadelesine topyekûn katılan Türkiye proletaryası, şimdi başka bir mücadeleye atılma zorunluluğu ile karşı karşıyadır: Sınıf mücadelesi!” sözleriyle seslenerek, yaşanan işçi direnişlerini “Türkiye proletaryası ilk adımını atmıştır. Gerisi gelecektir…” diyerek selamlıyordu. Vietnam direnişi ezilen halklara yol gösteriyor! Ho Şi Minh liderliğinde mücadele eden Vietnam halkı emperyalizme, etkisini hala üzerinden atamadığı bir yenilgi tattırarak ezilen halklara direnişin yolunu gösterdi. Bugün emperyalistler Irak’ta saplandıkları bataktan bahsederken bile sık sık Vietnam benzetmelerine başvurarak yaşadıkları açmazı ifade ediyorlar. Ho Amca’nın ölümünün 39. yılında emperyalist boyunduruktan kurtulmak isteyen halklara, ABD’li savaş şeflerinin korkularını haklı çıkarmak, direnişi derinleştirerek Vietnam halkının mücadele ruhunu kuşanarak antiemperyalizmi yükseltmek düşüyor. Vietnam zaferinin 33. yılında, Che Guavera imzalı slogan halen güncelliğini koruyor: “İki, Üç Daha Fazla Vietnam!”Kaynak; sosyalistforum.net

“İki, üç daha fazla Vietnam!”

“Leninizm sadece mucizevi ‘Bilgenin kitabı’ değil, Vietnam devrimcileri ve halkı için bir pusuladır: O aynı zamanda son zaferimize, yani sosyalizm ve komünizme giden yolu aydınlatan parlak güneştir.” 
- Ho Şi Minh

Vietnam’ın tarihi, pek çok Asya ve Güney Amerika ülkesi gibi sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı verilen mücadelelerin tarihidir. Onu ayrı bir yere oturtan ise yüzyılı aşkın süre boyunca, özellikle de ‘50’li yıllar ile birlikte eşine az rastlanan bir direniş örmesi, emperyalizmi tüm heybeti ile yere sermesi ve ezilen halklara mücadelenin yolunu göstermesidir. Vietnam, Başkan Mao’nun “Emperyalizm kâğıttan kaplandır” sözünün ispatı ve sağlamasıdır. 
20. yüzyılın başında Vietnam Fransa işgali altındaydı. 1930’lu yıllara gelindiğinde özellikle Asya’da kendini gösteren sosyalist mücadeleler Vietnam halkına da yol gösterdi. Vietnam halkının antiemperyalist mücadelesi ile özdeşleşmiş bir isim olan Ho Şi Minh ise, o yıllarda işgalcilerin topraklarında yani Fransa’da sosyalist düşünce ile tanışmış ve Fransız Komünist Partisi’ne katılmıştı. 

1939 yılında Çinhindi Komünist Partisi’nin, Komintern’in birleşik cephe politikası doğrultusunda Vietminh adında bir cephe kurmasına önderlik eden Ho Şi Minh, Vietminh’e liderlik etti. Ho Şi Minh Japonya’nın 1945 yılında Vietnam’dan çekilmesinin ardından kurulan Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin de başkanlığını üstlendi. 

Savaşın gelişimi ve direnişin yükselişi 

1950 yılında Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin SSCB ve Çin tarafından tanınmasının ardından emperyalist devletler Güney’de bulunan kukla hükümeti tanıdılar. Kuzey Vietnam’da verilen mücadelenin gücü kısa süre içinde Fransız işgalcileri bozguna uğrattı ve 1954 yılında Kuzey Vietnam’da Vietminh yönetimi Cenevre Sözleşmesi ile kabul edildi. Güney Vietnam’da ise Fransa tarafından yönlendirilen bir kukla hükümet bulunuyordu.

Ancak emperyalizmin Vietnam halkını birbirine kırdırma politikası kısa süre içinde geri tepti. 1950’li yılların sonuna doğru Güney Vietnam’da kurulan baskı rejimine karşı önderliğini Kuzey Vietnam Komünist Partisi’nin yürüttüğü bir direniş başladı. Bir süre sonra ise çatışmalar büyük ölçüde Güney Vietnam’a kaydı. 20 Aralık 1960’da kurulan Güney Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi, Vietnam’ın birliği ve bağımsızlığı talebiyle Fransız işgalcilere ağır darbeler vurdu. Fransa, yaşanan şiddetli protestolara ve silahlı direnişe dayanamayarak bir süre sonra Vietnam’daki güçlerini geri çekmeye başladılar. 

Amerikan emperyalizmi o yıllarda Başkan Truman’ın adıyla anılan Truman Doktrini’ni benimsemişti. Domino teorisine dayanan bu doktrin, komünizme bir ülkede izin verildiği takdirde onun diğer ülkelere de yayılacağını savunuyordu. Bu nedenle komünizme yönelen ülkelere hızla müdahale edilmeliydi. Bu düşünce ile hareket eden ABD, Vietnam’daki işgalde Fransa’nın yanında yer alarak ona her türlü desteği sunuyordu. 1961’de ajanlarıyla bölgeye girmeye başlayan ABD, Fransa’nın çekilmesi ile birlikte 1963’te işgali devraldı. 

Komünizme karşı kapitalist-emperyalist sistemin bekası için savaşan ABD, savaş makinesinin iplerini çözerek her tür kirli yöntemi hayata geçirdi. Kuzey Vietnam’a yönelik napalm bombaları eşliğinde hava saldırıları düzenleyen Amerikan ordusu, pek çok Vietnamlı’yı diri diri yakarak katletti. Güney’de süren gerilla savaşına karşı da her türlü kirli yöntem kullanıldı. Sivil halka ve yakalanan gerillalara türlü işkenceler yapıldı, köyler yakılıp yok edildi. Ancak tüm bu yöntemler Vietnam halkının direnişini kırmaya yetmedi. 

Vietnam’da aradığı zaferi elde edemeyen ABD, ikinci yenilgiyi de kendi topraklarında aldı. Vietnam savaşı üzerinden yükselen savaş karşıtı muhalefet Amerika Birleşik Devletleri’nin dört bir yanına yayılarak toplumsal bir harekete dönüştü. Savaşa ülke içinde destek en alt seviyedeydi. Vietnam bataklığından çıkmaya çalışan ABD, 1969’da askerlerini geri çekmeye başladı. Bunu yaparken de Kuzey Vietnam’a yönelik bombardımanı hızlandırarak Kuzey’i barışa zorlamaya çalışıyordu. Ancak tüm bu çırpınışlar da fayda etmedi ve 1973’te Paris’te imzalanan anlaşma ile ABD bölgeyi terk etti. 

Paris’te imzalanan anlaşmada, Vietnam’ın Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye ayrıldığı Cenevre Sözleşmesi esas alındı. Ancak bağımsız ve birleşik Vietnam’ı savunan Vietnam Komünist Partisi’nin, kukla Güney hükümetine karşı mücadelesi kesilmedi. 1975 yılında Güney Vietnam’ın başkenti Saygon’a giren Vietminh, Güney Vietnam’a son vererek Vietnam’ı yeniden birleştirdi. Emperyalizmin bölme planı da böylece boşa düşürülmüş oldu. 

ABD emperyalizmi ise aldığı yenilgiyi uzun süre hazmedemedi. “Vietnam sendromu”, Vietnam’da savaşmış askerlerin ötesinde tüm Amerikan toplumunu kaplayarak büyük bir sosyal tahribat ve “özgürlükler ülkesi”ne karşı güvensizlik yarattı. Emperyalist bloğun prestiji halkların direnişi karşısında tuzla buz oldu. 

Vietnam Devrimi’nin komutanı Ho Amca!

Emperyalizme karşı direnişin lideri Ho Şi Minh ise, ABD güçlerinin bozgununu ve Vietnam’ın yeniden birleşik ve bağımsız oluşunu göremeden sonsuzluğa uğurlandı. Ho Amca, 3 Eylül 1969 yılında geçirdiği kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi. Saygon’un ele geçirilmesinin ardından bu kente direnişin komutanı Ho Şi Minh’in ismi verildi. 

Asıl adı Nguyen Tat Thanh olan Ho Şi Minh, gemilerde çalışarak Fransa’ya yerleşmiş ve burada komünist saflara katılarak Vietnam halkının kaderini çizmesinde önemli bir rol oynamıştı. Marksist-leninist düşüncenin Vietnam’da ilk nüvelerini vermesini ve birçok eserin bu dile kazanılmasını da sağlayan Ho Şi Minh, Vietminh liderliğini üstlenmeden önce de Komintern adına pek çok yerde faaliyet yürütmüştü. Çin’de komünist silahlı güçlere danışmanlık yapan, Hong Kong’da Komintern temsilcisi sıfatı ile faaliyetler yürüten Ho Şi Minh, pek çok kez tutuklanmış ve sürgün edilmişti. 

Ömrünü devrime ve sosyalizme adayan Ho Şi Minh, enternasyonal alanda yürüttüğü faaliyetlerin ardından ülkesine dönerek Vietnam kurtuluş hareketini Komintern’in sunduğu perspektif ışığında yeniden örgütlemişti. Direnişin komutanı, düşmanları tarafından bile askeri ve siyasi bir deha olarak biliniyordu. 

Ho Şi Minh, Vietnam Demokratik Cumhuriyeti’nin başkanlığını yürüttüğü yıllarda başkanlık sarayında kalmak yerine küçük bir kulübede kalmayı seçecek kadar sade bir yaşam süren ve alçakgönüllülüğü ile tanınan bir liderdi. Lenin’e olan hayranlığını ve Marksizm-Leninizm’e olan bağlılığını her fırsatta dile getiren Ho Şi Minh, özellikle doğu halklarının mücadelelerine ve ulusal soruna dair pek çok esere imza atmıştı. Yayınladığı makaleler arasında cumhuriyetin kuruluşunun ardından Türkiye’de yaşanan işçi hareketlerine dair de değerlendirmelere rastlamak mümkündü. Ho Amca 1924 yılında yazdığı bir makalesinde Türkiye işçi sınıfına,“Ulusal bağımsızlık mücadelesine topyekûn katılan Türkiye proletaryası, şimdi başka bir mücadeleye atılma zorunluluğu ile karşı karşıyadır: Sınıf mücadelesi!” sözleriyle seslenerek, yaşanan işçi direnişlerini “Türkiye proletaryası ilk adımını atmıştır. Gerisi gelecektir…” diyerek selamlıyordu. 

Vietnam direnişi ezilen halklara yol gösteriyor! 

Ho Şi Minh liderliğinde mücadele eden Vietnam halkı emperyalizme, etkisini hala üzerinden atamadığı bir yenilgi tattırarak ezilen halklara direnişin yolunu gösterdi. Bugün emperyalistler Irak’ta saplandıkları bataktan bahsederken bile sık sık Vietnam benzetmelerine başvurarak yaşadıkları açmazı ifade ediyorlar. Ho Amca’nın ölümünün 39. yılında emperyalist boyunduruktan kurtulmak isteyen halklara, ABD’li savaş şeflerinin korkularını haklı çıkarmak, direnişi derinleştirerek Vietnam halkının mücadele ruhunu kuşanarak antiemperyalizmi yükseltmek düşüyor. Vietnam zaferinin 33. yılında, Che Guavera imzalı slogan halen güncelliğini koruyor: “İki, Üç Daha Fazla Vietnam!”

Kaynak; sosyalistforum.net

Seninle düşüp yollara,dağ yolu, deniz yolu, çöl yolu,seninle yollara;uzunu kısası,yokuşu düzü demedenseninle yollara;nedir benim aradığımnedir senin aradığın bilmeyipdüşüp yollara,aşıp yolları,az gide uz gideyaz gide güz gide yollarda,kalan ne mi diyorsunelimizde şimdibütün o yollardan?
İşte:ak üstüne mor benekli şu çakıltaşıyüreğimin biçiminde.Sait Maden

Seninle düşüp yollara,
dağ yolu, deniz yolu, çöl yolu,
seninle yollara;
uzunu kısası,
yokuşu düzü demeden
seninle yollara;
nedir benim aradığım
nedir senin aradığın bilmeyip
düşüp yollara,
aşıp yolları,
az gide uz gide
yaz gide güz gide yollarda,
kalan ne mi diyorsun
elimizde şimdi
bütün o yollardan?

İşte:
ak üstüne mor benekli şu çakıltaşı
yüreğimin biçiminde.

Sait Maden

Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma.

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma.

Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
Kahredersin başın önüne düşer
Düşerse beni unutma.

Gülten Akın

"İnsan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."
Ece Ayhan
Baylar!Bin dokuz yüz seksen birdeyizKarşınızda eylülün sesiAğustosa çekildi, eylülün sesiBirazdan konuşacak"Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiğiEriyip sarı sarı aktığı bir mevsimBir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeğiYosunların kapılara usulcaTırmanıp yerleştiğiYani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yoruldukEni boyu belirsiz bir ıslaklıktanUpuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerdenEylül ki, sorabilir miHüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksulBir asfaltın kuru sıcak soğuğundayızOysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.DahasıBu düğmesiz giysileri şöylece giymekBir boşluuğu giyinmek mi olurOlsunİşte karşınızda ekimin sesiKasımın sesi sonraYağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz-Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.Her şey o kadar dokunaklı kiEylülsem, istemeden kırılıyorsam bazenDağınık, renksiz bir mozayık gibiysemÜstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısıBu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.Sonra bir kır kahvesi kendini okurkenMasaları toplanmış, bardakları toplanmışTam kendini okurkenDerim ki bir semti iyi tanımak kadarİyi tanımal dünyayıAçın radyolarınızı: eylülün sesiBu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-Gözlerimiz tozlanmış, kirliGizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyiSıkılmak iyi baylarBiz hazır tuttukça böyleİçi yangından alev alevDışı buz tutmuş kalplerimizi.
Eylülün Sesiyle / Edip Cansever

Baylar!
Bin dokuz yüz seksen birdeyiz
Karşınızda eylülün sesi
Ağustosa çekildi, eylülün sesi
Birazdan konuşacak
"Bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir baylar."

Tepelerde bulamaçların kahverengi eridiği
Eriyip sarı sarı aktığı bir mevsim
Bir saat gibi işlerken avucumdaki güz çiçeği
Yosunların kapılara usulca
Tırmanıp yerleştiği
Yani eylülün sesi, buysa çok iyi baylar.

Yaz geçti, sözgelimi midyelerden yorulduk
Eni boyu belirsiz bir ıslaklıktan
Upuzun gündüzlerden, sevimsiz otellerden
Eylül ki, sorabilir mi
Hüzünler iç kamaştırıyor, aşklarsa niye yoksul
Bir asfaltın kuru sıcak soğuğundayız
Oysa bir deniz feneri mevsimsiz ölür baylar.

Dahası
Bu düğmesiz giysileri şöylece giymek
Bir boşluuğu giyinmek mi olur
Olsun
İşte karşınızda ekimin sesi
Kasımın sesi sonra
Yağmurun eşliğinde -çocuğunu emziriyor yaz-
Bundan böyle günlerimiz nasıl geçecek baylar.

Her şey o kadar dokunaklı ki
Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem
Üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı
Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar.

Sonra bir kır kahvesi kendini okurken
Masaları toplanmış, bardakları toplanmış
Tam kendini okurken
Derim ki bir semti iyi tanımak kadar
İyi tanımal dünyayı
Açın radyolarınızı: eylülün sesi
Bu dünyada can sıkıntısının bir başka anlamı var baylar.

Elmalar silik silik kırmızı artık -olsun-
Gözlerimiz tozlanmış, kirli
Gizlisi yok, bu dünyada böyle sıkılmak iyi
Sıkılmak iyi baylar
Biz hazır tuttukça böyle
İçi yangından alev alev
Dışı buz tutmuş kalplerimizi.

Eylülün Sesiyle / Edip Cansever

Sevebilirim, 
hem de nasıl, 
dile benden ne dilersen, 
canımı, gözlerimi 

Kızabilirim, 
ağzım köpürmez, 
ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında, 
devenin öfkesi, kinciliği değil. 

Anlayabilirim 
çoğu kere burnumla, 
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak 
ve döğüşebilirim, 
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için, 
yaşım başım buna engel değil, 
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı. 
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni. 
Yazık.

Nazım Hikmet

“İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar.” Aylak Adam - Yusuf Atılgan

“İnsanlar haksızken daha çok bağırırlar.” 

Aylak Adam - Yusuf Atılgan

Biz onu Cumhurbaşkanımız olarak görmüyoruz

Haziran Direnişi sırasında Okmeydanı’nda ekmek almaya giderken polisin gaz fişeği ile yaralanan ve 269 gün sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ailesi Sami ve Gülsüm Elvan kendilerine gelen tehditleri anlattı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasını değerlendiren çift “Biz onu cumhurbaşkanımız olarak görmüyoruz” dedi.

Sami ve Gülsüm Elvan çiftiyle ilerihaber.org muhabiri Rıfat Doğan’ın yaptığı röportaj;

İleri: Tehdit almaya devam ediyor musunuz? Polis olarak tanıtan kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştunuz.

Sami Elvan: En son iki defa aramış ve tehditvari konuşmuştu. Şuana kadar bir daha aramadı. Ama belki adliyeye intikal ettiğini biliyordur. Basında bu haber yer aldı. Bunun için de aramıyor olabilir.

'AĞIR BİR ZANLIYMIŞIM GİBİ KONUŞUYORDU'

Daha önce aldınız mı böyle tehditler?

S.E.: Ben ilk kez böyle bir şeyle karşılaştım. Daha önce insanlar arıyordu ama yanlış oldu diyip kapatıyorlardı. Benimle çok ağır bir zanlıymışım gibi konuşuyordu. Telefonda insanları kandırdıklarını biliyordum ama bu çok farklıydı. Emniyet amiri olarak tanıtıyor “Bunların hesabını senden soracağım” diye konuşuyordu. “Emniyete gel” diyordu ben de “nereye geleyim” diye karşılık veriyordum. Cevap yok. Sadece “gel çok önemli bir işimiz var” diyordu.

'DAVA AÇILDIKTAN SONRA ARAMALAR OLDU'

Güsüm Elvan: Berkin’e hakaret eden polise dava açıldıktan sonra böyle tehdtilerin gelmesi bence bir tesadüf değil. O dava açıldıktan sonra bu tür aramalar oldu. Bizi emniyete çağırıyorlar. Teşhis ediyorlar. Sonra vuruyorlar. Çocuğumu da vurmadan önce emniyete çağrımışlardı. Ama benim adresim evim belli. Ben kimseden korkmam. Benim kimseye hesap vermem. Ben onlardan hesap soracağım.

'MAHKEMEYE SUNUM YAPACAĞIM'

Berkin’in ölümüyle ilgili soruşturmada bir gelişme var mı?

S.E.: Soruşturma durmuş durumda. Şimdiye kadar üç savcı değişti. İlk savcı ismini hatırlamıyorum. O hiç ilgilenmedi. Adnan Çimen geldi sonra onu da gönderdiler. Son olarak Faruk Bildrici Gezi davalarına bakıyordu. O soruşturmaya eğildi, ilgilendi. Biraz aşama kaydettik ama onu da Antalya’ya atadılar. Ondan sonra 2,5 aydır hiçbir gelişme yok. Onun dışında şimdiye kadar bilirkişi dört polisin ismini tespit etti. Onlar dosyaya girdi. Sonra savcı keşif istedi ancak mahkeme bunu reddetti. Şimdi yeni bir savcının atanmasını bekliyoruz. Bizim tek talebimiz adalet. Mahkeme başlarsa ilk sunumu ben yapacağım ve “elinizi vicdanınıza koyun ve ona göre bir karar verin” diyeceğim.

G.E.: Recep Tayyip Erdoğan niye benim oğlumun katillerini saklıyor.

'ÇOCUĞUMUZUN KATİLİ ERDOĞAN'

S.E.: Erdoğan senin çocuğunun katilini saklamıyor. Erdoğan kendisi senin çocuğunun katili. Bizim çocuğumuzu vuranlar sadece bir figüran. En başta sorumlusu Erdoğan, ikinci sorumlu İçişleri Bakanı, İl Emniyet Müdürü ve Vali en sonra polisler bu işin sorumlusu. Berkin’in olduğu sokakta eylem yok barikat yok. Sen sokaktan çıkan insana kurşun sıkmak mı zorundasın. Böyle bir kanun mu var. hem de gizlenerek pusu kurarak. Senin karşındaki azılı bir katil mi, senin neyini çalmış, kime zarar vermiş, kimi yaralamış, Bunu hesabını vermeliler. Bunun bedelini ödemeliler. Polisleri vuruyorlar. O çeteleri sağ yakalıyorsun benim oğlumu niye vurdun?

'KANLA BESLENİYORLAR'

Berkin hastenedeyken AKP’li yöneticilerden gelen oldu mu?

S.E.: Hiç kimse aramadı. Sadece Abdullah Gül, Berkin’in fenalaştığı gün aradı. O ve aslında hepsi biliyordu Berkin’in sağlık durumunu hem de gün gün saat saat. Hastane onlara bilgi veriyordu. Bizden daha fazla şey biliyorlardı.

G.E.: İki kişi geldi hastaneye. AKP Şişli ilçe yönetiminden. Biri kendini Tuncelili diğeri Malatyalı olarak tanıttı ve biz “Aleviyiz” dediler. Önce AKP’den geldiklerini söylemediler. Uzun süre konuştuktan sonra AKP’li olduklarını söylediler. Öyle diyince ben kendimi kaybettim ve bana o an sordukları soru “Sen hangi örgüte üyesin, senin bir siyasi partiye üyeliğin var mı”. Ben de “benim neyimi araştırıyorsun. Beni eleştirmeye mi geldin, hiçbir kuruma üye değilim. Aleviyim. Okmeydanı’nda oturuyorum” dedim. Sonra İl başkanını göndereceğim dedi biri ve “Başbakanımızdan bir isteğiniz var mı” diye sordu. “Çocuğumu buraya nasıl soktuysa öyle çıkarsın” karşılığını verdim. Sonra sustular çünkü ne diyecekler emri Başbakan verdi. İkramiye dağıttı. Bu sekiz çocuğun canı için ikramiye. Bu mu. Kanla besleniyorlar. İkramiyesi de bu.

ADALET DEVLET BÜYÜKLERİNE İŞLİYOR

Cumhurbaşkanı demişken, siz nasıl görüyorsunuz?

S.E. - G.E.: Biz onu cumhurbaşkanı olarak görmüyoruz. Bizim ne cumhurbaşkanımız ne de başbakanımız var. çünkü bir ülkede adalet yoksa adalet sadece devlet büyüklerine işliyorsa bunlar için çalışıyorsa ben ona cumhurbaşkanı demem. Diğerlerini milletvekili olarak da görmüyorum. Ülkeyi karanlığa götürüyorsun. İnsanlara yaptıkların ortada, haklarını hukuklarını gasp ediyorsun. Senin için kanun işlemiyor ve 14 yaşındaki çocuğa “terörist” diyorsun annesini yuhlatıyorsun. Ben seni nasıl cumhurbaşkanı olarak kabul edebilirim. Ben seçimlerde o kadar oy aldığına da inanmıyorum. Kesin bir hile ve oyun yapıp yine o şekilde oy almıştır.

'ONUN ODASINI MÜZE YAPACAĞIM'

Yeni evinizde konuşuyoruz. Diğer evden ayrılmanızda Berkin’in etkisi var mıydı?

S.E. - G.E.: İlk evimiz sobalıydı. Berkin vurulduktan sonra iyileşir umuduyla başka bir eve taşındık. Diğer ev nemliydi.Son olarak buraya taşındık çünkü ben kiracıyken ona bir oda yapamazdım. Şimdi onun eşyalarını burada bir odaya koyacağım. Her şeyini yırtık ayakkabısını, sapanını, fotoğraflarını ve ona gelen mektupları. Onun odasını müze yapacağım. Mimar gelecek o tasarımını yapacak. Gelen dostlarımız odayı isterse görebilecek. İlerde onun adına eğitim desteği sağlayacak başka işler de yapmayı planlıyoruz. Belki Gezi aileleriyle birlikte başka işler de yapabiliriz.

"Bugün, yarın, öbürgün, daima"